BABALIK DAVASI NEDİR?

Babalık davası çocuğun doğumundan önce yahut çocuğun doğumundan sonra açılabilmektedir. Hamile bir kadının henüz çocuk doğmadan, çocuk doğduğu zaman soybağının kurulabilmesi için hamile iken babalık davası açması mümkündür. Babalık davası evlilik dışında yahut boşanma davası sonrası üç yüz gün içerisinde doğan çocuğun; babasının biyolojik olarak tespitinin yapılarak, çocuk ile baba arasındaki soybağını düzenleyen yenilik doğurucu dava türüdür.

1.1. Babalık Davasını Kimler Açabilir?

Babalık davasını açma hakkı çocuğa ve anneye tanınmış hukuki bir hak olup, bu noktada sanılanın aksine babanın, babalık davası açma yetkisi bulunmamaktadır. Babanın, çocuğu tanımak istemesi halinde başvuracağı yol “Tanıma” olup bu makalemizde çocuğun ve annenin dava açma yetkisi olan “Babalık Davası” nı ele alacağız. “Tanıma” farklı bir hukuki prosedür olup farklı hüküm ve şartlara tâbidir.

Babalık davasını açma yetkisi Türk Medeni Kanunu’ nun 301. maddesinin 1. fıkrasında

“Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.”

şeklinde açıkça düzenlenmiş ve babalık davasını kimlerin açabileceği yönünde açık hüküm getirilmiştir. Babalık davası açma yetkisi kanun tarafından anneye ve reşit olan çocuğa verilmiştir. Anne ve reşit olan çocuk birlikte bu davayı açabilecekleri gibi birbirlerinden bağımsız olacak şekilde de babalık davasını açma hakkına sahiptir.

Anne tek başına kendi çocuğu için (çocuğu adına) babalık davası açma hakkına sahip değildir. Yani anne, reşit olmayan çocuğu adına çocuğunun velayet sahibi (velisi) olması sıfatıyla babalık davası açma hakkına sahip değildir. Nitekim anne ile çocuğun menfaatlerinin çatışma ihtimaline binaen Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da karara bağlandığı üzere anne ve çocuğun birlikte babalık davası açmaları hâlinde anne ve babayı aynı avukatın temsil etmesi menfaat çatışması olarak değerlendirilmekte ve anne ile çocuğu ayrı avukatların temsil etmesi gerekliliği belirtilmektedir.

Annenin tek başına babalık davası açması ve bu davanın reddedilmiş olması hâlinde, çocuğun dava açma hakkı saklıdır.

Annenin vefat etmiş olması hâlinde ise dava açma hakkı annenin mirasçılarına ait olmaktadır.

Annenin çocuğuyla birlikte babalık davası açmak istemesi ve çocuğun reşit olmaması yahut fiili ehliyetinin olmaması hâlinde mahkemeden reşit olmayan çocuk için kayyım talep edilmesi ve babalık davasının çocuk adına kayyım tarafından açılması gerekmektedir.

1.2. Babalık Davası Kimlere Karşı Açılabilir?

Babalık davası, anne ve çocuğun, baba olduğunu iddia ettikleri kişiye, babanın vefat etmesi durumunda ise babanın mirasçılarına karşı açılır. Bu husus Türk Medeni Kanunu’nun 301. Maddesinin 2. Fıkrasında

“Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.”

şeklinde hükme bağlanmıştır.

Baba olduğu iddia edilen kişinin vefat etmiş olması ve herhangi bir mirasçısının olmaması hâlinde babalık davası devlete karşı açılır.

Babalık davasının baba olduğu iddia edilen kişiye karşı açılmış olması ancak bu kişinin dava devam ederken vefat etmesi hâlinde vefat edenin tüm mirasçıları davaya dahil edilir ve davaya mirasçıları üzerinden devam olunur.

Baba olduğu iddia edilen kişinin fiili ehliyetinin bulunmaması hâlinde, davanın baba olduğu iddia edilen kişinin yasal temsilcisinin taraf gösterilerek açılması mümkündür.

1.3. Babalık Davası Açma Süresi

Babalık davasının açma süresi (zamanaşımı) bakımından kanunda anne ve çocuğa ayrı ayrı zamanaşımı süreleri verilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinde

“Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.”

şeklinde düzenlenmiştir. Annenin babalık dava açma süresi çocuğun doğum tarihinden itibaren 1 yıldır. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi kurulmuş ise 1 yıllık hak düşürücü süre bu soybağı ilişkisinin ortadan kalkmasından itibaren işlemeye başlamaktadır. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi kurulmuş ise bu ilişkinin ortadan kalkması için nesebin reddi(soybağının reddi) davası açılması gerekmektedir.

Kanunda bu 1 yıllık hak düşürücü süreyi geçirdikten sonra gecikmeyi haklı kılan nedenlerin varlığı hâlinde alternatif bir çözüm getirilmiş ve haklı nedenin ortadan kalkmasından itibaren 1 aylık süre içerisinde annenin babalık davası açma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir. Burada doğal afet, hastalık, vs. nedenler haklı neden olarak gösterilebilmektedir.

Çocuğun babalık davası açma süresi için kanunda herhangi bir süre sınırlaması bulunmamaktadır. Çocuğun başka bir erkek ile babalık ilişkisi kurulmamış olması şartı ile her zaman babalık davası açma hakkı bulunmaktadır.

1.4. Babalık Davasında İhbar Yükümlülüğü

Babalık davasının açıldığının ihbar edilmesi gerekmektedir. Bu ihbar yükümlülüğü Türk Medeni Kanunu’nun 301. Maddesinin 3. Fıkrasında  

“Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.”

şeklinde düzenlenmiştir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere babalık davası açılmış ise davanın Cumhuriyet savcısına ve hazineye ihbar edilmesi gerekmektedir. Babalık davasının kayyım tarafından açılmış olması hâlinde; davanın anneye, anne tarafından açılmış ise kayyıma ihbar edilmesi gerekmektedir. Buradaki ihbar yükümlülüğü davaya bakan mahkemeye ait olup, davayı açan tarafın da yetkili mercilere ihbar bildirimi yapması mümkündür. İhbar yükümlülüğü babalık davasında önemli bir husus olup, davanın ihbar edilmemesi Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında bozma sebebi olarak gösterilmektedir.

1.5. Babalık Davasına Karine ve İspat Yükü

Babalık davasında ispat yükü esasen davayı açan tarafa aittir. Babalık davasında cinsel ilişkinin varlığının ispatı gerektiğinden; cinsel ilişkinin varlığının ispatı ise kolay mümkün olmayan bir durum olduğu için kanun koyucu bu hususta düzenlemeye yer vermiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 301. Maddesinin 1. Fıkrasında;

“Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.”

denilmektedir. Baba olduğu iddia edilen kişinin anne ile çocuğun doğumundan (doğum günü hesaba katılmamaktadır) üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasında cinsel ilişkiye girdiği ispat olunur ise bu durum babalık davasında babalık iddiasına karine sayılır. Bahsedilen üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasındaki döneme kritik dönem adı verilmektedir. Davayı açan tarafın bu süreler içerisinde cinsel ilişkiyi mesaj, tanık, vs delil ile ispatlaması yeterli kabul edilmektedir. Kritik dönem dışındaki cinsel birlikteliğin ispatı dâhi babalık karinesi teşkil etmektedir. Ancak bu aşamada davalının yani baba olduğu iddia edilen tarafın, çocuğun babası olmadığının yahut üçüncü bir kişinin çocuğun babası olma ihtimalini kuvvetli ispatı, bahsedilen karineyi ortadan kaldırmaktadır. Örneğin anne kritik dönemde baba ile tatile gittiklerini, aynı konutta bulunduklarını ispat eder ise babalık karinesi geçerli olacaktır. Ancak davalı taraf bu tarihlere denk gelen çocuk sahibi olmasını engelleyecek bir sağlık problemi olduğunu hukuki delil ile ispat eder ise babalık karinesini çürütecektir.

1.6. Babalık Davasında Kan ve DNA Testi

Babalık karinesinin cinsel ilişkinin ispatı ile mümkün olmasının her zaman kolay ve ispat edilebilir olmaması sebebiyle davayı açan tarafın günümüzde kan testi, DNA testi gibi tıbbi muayenelerden yararlanarak iddiasını ispat etmesi mümkündür. DNA ve Kan testleri günümüzde daha kesin ve hızlı ispat aracı olmaktadır. Çocuğun kan grubunun anne ve babanın kan grupları ile birleşiminden meydana gelmesi mümkün bir kan grubu olması kan testinin ispat aracı olması bakımından önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra günümüzde gelişen tıbbi tetkiklerden DNA testi kan grubu testine kıyasla kesin çözüm özelliği göstermektedir. DNA testi talebi davaya bakan mahkemeden talep edilip hâkim tarafından karara bağlanabileceği gibi tarafların kendi tasarrufları ile DNA testi yaptırabilmeleri de mümkündür. DNA testi tarafların ve üçüncü kişilerin açık rızaları üzerine yapılabilmektedir. Ancak taraflardan birinin mücbir sebep olmaksızın DNA testini reddetmesi hâlinde mahkeme tarafından bu hususta zor kullanma kararı verebilir yahut teste rıza göstermeyen taraf aleyhine hüküm kurabilmektedir.

1.7. Babalık Davası ve Annenin Malî Haklarını Talep Etmesi

Babalık davası ile asıl amaç çocuğun babasının soybağı bakımından ispatıdır. Ancak babalık davası kapsamında anneye bu dava ile yahut bu davadan bağımsız bir şekilde talep edebileceği malî haklar tanınmıştır. Bu haklar Türk Medeni Kanunu’nun 304. maddesinde

“Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:

1. Doğum giderleri,

2. Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,

3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.

Çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir. Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.”

şeklinde sıralanmıştır. Bunlar annenin babalığa hükmedilen kişiden yahut bu kişinin mirasçılarından talep edebileceği maddi tazminat haklarıdır. Annenin maddi tazminat haklarını talep edebilmesinin babanın ekonomik ödeme gücüyle ilgisi bulunmamaktadır.

Annenin doğum giderleri adı altında talep edebileceği giderlere örnek olarak; doğum yapılan hastaneye yapılan doğuma ilişkin tüm giderler, doğuma gidilirken yapılan yol masrafları, ilaç ücretleri gibi olağan (zaruri) giderler olabileceği gibi lüks gibi görünen fakat mevcut durum gereği ve babanın ödeme gücü doğrultusunda olağan kabul edilebilecek giderler sayılabilmektedir.

Annenin doğumdan önceki veya sonraki altışar haftalık geçim giderlerine örnek olarak; annenin bu süre zarfı içerisindeki yeme, içme, barınma giderleri örnek gösterilebilir.

Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderlere ise gebelik nedeniyle yapılan tüm hastane masrafları, ilaç ödemeleri, çocuğun doğumu için yapılan masraflar ve hatta çocuğun ölü doğması hâlinde dahi cenazesine ilişkin yapılan ödemeler örnek gösterilebilmektedir.

1.8. Babalık Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Babalık davası kural olarak aile hukukundan kaynaklanan bir uyuşmazlık olması sebebiyle davaya bakmakla görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerleşim yerlerinde davaya Asliye Hukuk Mahkemesi bakmakla görevlidir.

Babalık davası açılırken yetki mahkeme; taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesidir. Yetkili mahkemeyi tercih hakkı davayı açan tarafa bırakılmıştır.

Bahçeşehir Avukatlık Büromuzda hizmet vermekteyiz. Detaylı bilgi almak için iletişim kısmından ulaşım sağlayabilirsiniz.

Yazar: Avukat Begüm Gülberk VAROL

Kategori:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir